Alnıkaralı Kuzu...

Sıcak bir yaz akşamıydı... Gökte ay, bakır bir tepsi gibi parlıyor, ışıkları neredeyse tüm köyü aydınlatıyordu. Ayın ışığı köyün aşağısındaki derenin suyuyla, kenarındaki taşlarla oynaşıyordu adeta. Hemen derenin kenarında ay’la kucaklaşmak ister gibi uzayıp giden kuru çalılar ve yaşlı kavakların altında köyün bıçkınları Gambur’la Haşarın oğlan sırt sırta verip deredeki ay ışığı ile eğleniyorlar, ellerinin hemen altındaki küçük taşları dereye atarak sanki ay ışığını kovalamak istiyorlardı. Deredeki ışıklara ateş böcekleri dans ederek eşlik ediyorlardı sanki, orkestra şefi ise derenin gediklisi bir kurbağaydı.

İki bıçkın delikanlı bu güzelliği bir cigara ile bütünlemek istediler bir an. Gambur, Haşarın oğlan ’a:
- Ver len bir cigara tüttürüverek şurda” dedi ama, aç karnına da cigaranın keyfi olmazdı ya... Cepte para da yoktu, olsa da nereden ne alacaklardı akşamın koyu zamanında...

Köyden akşamın sesleri geliyordu... Çerkez koyunları otlaktan ağıla topluyordu besbelli.. Köpek, koyun, inek sesleri akşamı dolduruyordu.. Arada taze kuzucukların sesi seçiliyordu... Akşamın sesi, bizim iki kafadarın kafasında bir şimşek çaktırıverdi o an. Bir kuzu çevirme olsa ne iyi giderdi şimdi, bir de yanında aslan sütü... Üstüne de tüttürüvercen bir cigara, değme keyfine...

İki çift göz akşamın koyu karanlığında buluştu ve doğruluverdiler oldukları yerden... Derenin kenarından usulca süzüldüler köyün içine, Çerkez’in ağılına doğru... şeytan girmişti bir kere kafalarına.. Çerkez’nin evden varla yok arası bir gaz lambasının ışığı süzülüyordu ince yıpranmış perdenin arkasından. Günün sıcağı yormuş kıvrılıp uykuya dalmıştı Çerkez besbelli... Ağılın önünde Karabaş ’ta sahibi gibi yorgun uyuyordu ama koruyacağı hayvanlar için de derin değildi uykusu..

Arka tarafa usulca seyirtti iki kafadar, gurulduyan midelerinin sesi akşamın sessizliğini bozacaktı neredeyse.. Körpe kuzunun ve rakının buruk tadını damaklarında hissederek çitten atlayıverdiler içeri... Dedik ya şeytan girmişti bir kere kafalarına... En körpesini seçmek lazımdı kuzuların, yaktın mı iki parça odunla ateşi, oldu mu az biraz köz bir çabuk pişiverirdi körpe kuzucuk. Açlıktan kıvranan mideler bir çabuk bayram ederdi.

İki kafadar, dört ayak gezinirken ağılda, huzursuzlandı kuzucukların anaları...Ya melemeye başlarsa bunlar, Karabaş uyanır görevini yerine getirirse, Çerkezağa kalkar zalım çavuşu dikerse karşılarına... açlıktan beterdi bu iş...

Kapıverdiler ilk önlerine gelen kuzucuğu, atlayıp çiti koştular köyün aşağısına, derenin kenarına doğru... Ağıldan uzaklaşırken yavrusunu kaptıran koyunun içli sesi, Karabaşın sesi ile karışarak karanlıkta kayboluverdi...

Çerkez kıvrılıp kaldığı yerden usulca doğruldu, sesler vardı ama yavaş yavaş kesildi.. Gece başlamıştı, gaz lambasını söndürdü, yorgun vücudu huzur içinde uzandı yatağa. İki kafadar şeytanla buluştukları yere geldi nefes nefese. Gambur, yaşlı dul kadınların kurbanlarını, kurban bayramında, keserdi hayrına. Eli alışkındı, tulum çıkarır yüzüverirdi kurbanı 10 dakika içinde. Ustalıkla kesiverdi kuzucuğu oracıkta ama aç midelerinin hayrına. Haşarın oğlan kurumuş ağaç dallarını topladı etraftan, çattı usulünce, yakıverdi ateşi. İki çatal bir uzun dalı da hazır etti oracıkta... Kuzuyu takacaklar dala çevirecekler kor ateşte. Kaç keşkekte kuzu çevirmişti, iyi bilirdi bu işi. . Gambur kuzuyu hazır etmişti etmesine de ne olacaktı kafası, bağırsağı, ayakları? Kurbanda gömerlerdi ağacın dibine ya, yine gömmek lazımdı. Koydular bir kenara hepsini eve giderken bakacaklardı çaresine.

Serin esmeye başlamıştı gece ama kor ateşin yanında anlamadılar bile, açlıktan kıvranan mideler rahatlamıştı, uzanıverdiler nemli otlara, ay ışığı vururken üzerlerine tüttürdükleri cigaranın dumanı ile eğlendiler. Rehavet çökmüştü iyice, kalkıp eve gitmeliydiler. Toparlandılar yavaş yavaş, ateşi söndürdüler... Kuzudan arta kalanlar yanı başlarında duruyordu. Bu rehavetle kim nasıl, nereye gömecekti onları? Gambur Haşarın oğlan ’a baktı, Haşarın oğlan “bana bakma bu senin işin” der gibi kaçırıverdi gözlerini... Gambur’a kalmıştı iş, postun içine doldurdu başı, ayakları, bağırsakları vurdu sırtına tuttular evin yolunu. Yolu yürüdükçe ağırlaştı sanki post ve içindekiler... Canlı kuzudan ağırdı mübarek... Gambur’un arka bahçeye seyirttiler, yumuşak toprağa iki çapa vurdular, kurtuldular bu yükten, tuttular evin yolunu...

Gece zor geçecekti ikisi için de, zira üç günlük öğünü sabaha kadar nasıl öğütürdü bu mide? Zar zor ettiler sabahı, kuzucuğun anası huzursuzlaşmasıydı da, daha körpesiyle daha rahat geçerdi gece..

Çerkezağa sabah namazı okunmadan kalktı yatağından, güneş köyün yamacından ilk ışıklarını yollamaya başlamıştı. Abdestini aldı, kıldı namazını, iki lokma attı ağzına, köyün çobanının sesiyle ağıla seyirtti... Ağılın kapısı akşamdan bıraktığınca değil gibi geldi, aralıktı kapı, yorgunlukla mı bırakmıştı ne, içinden “kocadın len Çerkez, kapıyı örtmemişin “ dedi kendi kendine, içine de bir kurt düşmüştü, hayvanları sürüye katarken dikkatlice baktı, Alnıkaralı Kuzu yoktu anasının yanında... Kapı aralığından kaçmış mıydı acaba, ön bahçeye bakındı, yok... Yoksa kurt mu inmişti köye, ama kurt inse Karabaş haber ederdi...

Aklına geldi Çerkez ağanın, gece koyunların ve Karabaşın sesi.. Uğursuzun biri götürmüştü Alnıkaralı kuzusunu... Ne hayalleri vardı oysa önümüzdeki kurbana kasabada satıp gelinlik kızına çeyiz yapacaktı... İçine ateş düşmüştü, Çerkez ağa bunu bırakmazdı yapan uğursuzun yanına, aklından geçirdi köyün namlılarını... Eski hali olaydı gelirdi haklarından, alırdı Alnıkaralı Kuzusunun öcünü ya, yaş ilerleyince güçte kalmıyordu ...

Sabahnan yayıldı kuzunun hikayesi köye, herkes bi şeyler dedi, ama hep 3-4 kişiden bilindi bu iş.. Kim bulabilirdi bunu yapanı? Kimin gücü yeterdi, düşündü, durdu...

Devlet vardı ya, onlar bulurlardı nasılsa.. Karakaçana vurdu semeri, düştü devletin yoluna... Uzak değildi devlet baba o kadar da... Yarım saatte aldı yolu, üzerine güneş vurmuştu, terini sildi elinin tersiyle, çıktı devletin karşısına, anlattı derdini, boğazı düğümlene düğümlene.. “Dur hele, bi soluklan, bir çay iç Çerkez, buluruz elbet bunu yapanı da” dedi başçavuş, serinletti Çerkez’nin yüreğini.

Çerkez bindi karakaçana döndü köye, kahve önünde indi karakaçandan, soluklanmak istedi Devlet gelene dek. Kan ter içinde kalmış bir çocuk geldi Çerkez in yanına:

- Diyeceklerim var, ama benden bilinmesin, akşam bizim sarı öküzü aramaya dolanırken Gambur’la Haşarın oğlan, sırtlamışlar senin Alnı Karalı kuzuyu dereye doğru gidiyorlardı, korkumdan diyemedim bişey.

Sevinsin mi, üzülsün mü bilemedi Çerkez.. Gitmişti Alnı Karalısı, gitmişti kızın çeyizi, ama biliyordu artık uğursuzları.... Derken devlet geldi jipiyle, bi solukta anlattı çocuğun dediklerini başçavuşa... Çerkez ve köy ahalisi düştüler Başçavuşla, jandarmalar ve yerinde duramayan tay gibi köpeğin peşine... Vardılar Haşarın oğlan ’ın evine, lakin kapı duvar... Oradan aceleyle Gambur’un evine yöneldiler... Gambur’u kaldırdılar günün ortasına uzanan uykusundan... Neden bu insanlar buradaydı, akşamın hesabımıydı bu? Yoksa hala uykuda mıydı? Gözlerini ovuşturdu, şaşkın şaşkın baktı ahaliye...

Köpek pek huzursuzdu, arka tarafa doğru yöneldi... Ceviz ağacının dibine kilitlenmişti... Yumuşak toprağı patisiyle eşelerken yüksek sesle havlamaya bağladı, köpeğin sesiyle irkilen ahali arka bahçeye doğru ilerlediğinde akşam gömülen bağırsağın ucu köpeğin ağzındaydı... Bulduğunun heyecanı ile kuyruğunu iki yana neşe ile sallıyordu... Gambur’un beti benzi atmıştı.

- Bu işi yalnız yapmadım komutanım, yanımda Haşarın oğlan da vardı, köprü altındaki tarladadır bu saatte dedi Gambur.

Jandarmalar buldu hemen Haşarın oğlan ’ı getirdiler köy odasının önüne, Gambur’un yanına... İkisi içinde bu suç cezasız kalamazdı.. “Verilecek ceza herkese ibret olmalı” diye düşündü başçavuş. İkisinin de elleri arkadan kelepçelenmişti bile, ama bu yetmezdi.. Ahalinin şaşkın bakışları arasında köpeğin ağzından aldığı bağırsağı iki kafadarın boynuna doladı Baş çavuş, köyü bir başından bir başına dolaştırdı.

(Not : Köyümüzde yaşanan gerçek bir olay olup, isimler saklı tutulmuştur)

Bunu paylaş !

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn