KORE SAVAŞI

Kore “sabah ülkesi” anlamına gelmektedir. Kore yarımadası, jeopolitik durumu nedeniyle asırlardan beri çatışma ve savaş alanı olmaktan kurtulamamıştır. Bu savaşların her birinde yabancı kuvvetler çarpışmış ve her defasında yenilen, ezilen Kore halkı olmuştur. Kore toprakları Çin’in, Japonya’nın ve Rusya’nın tarih boyunca ilgi alanı olmuştur.

Kore Harbi, istilaya uğramış bir ülkenin özgürlüğü uğrunda Birleşmiş Milletlerin ilk müşterek silahlı karşı koymasıdır.

1950-1953 yılları arasında meydana gelen Kore Savaşı’na 1,2,3 ve 4 üncü Türk Tugayları katılmıştır. Savaşa fiilen katılan Türk Askerinin sayısı 23.000’dir. Kore Savaşı’nda 734 askerimiz şehit olmuş 2147’si yaralanmıştır. 234 askerimiz esir düşmüş. 175 askerimiz ise kayıp olmuştur (Kore’de şehit olan askerlerimizin isimleri Ankara’daki Kore Anıtı’nda yer almaktadır). Kore’ye giden askerlerimizden 25 Eylül 1950 – 27 Temmuz 1953 tarihleri arasında savaşa iştirak edenler 1005 sayılı kanunla “GAZİ” unvanını almışlardır.

KIBRIS BARIŞ HAREKATI

15 Temmuz 1974’te, Makarios’u devirerek adayı Yunanistan’a bağlamak isteyen Yunan askeri cuntasına karşı, Türkiye’nin Zürich (11 Şubat 1959) ve Londra (9 Şubat 1959) antlaşmalarına dayanarak garantör devlet sıfatıyla Kıbrıs’ta 20 Temmuz 1974’te gerçekleştirdiği askeri müdahaledir.

Makarios’ un bir İngiliz üssüne sığınarak Malta’ ya kaçışının ardından kurulan yeni yönetimin başına eski EOKA çetelerinden ve Türklere karşı işlediği cinayetlerle bilinen Nikos Sampson’un getirilmesi, Türkiye’de kaygıyla karşılandı. Darbe günü toplanan Bakanlar Kurulu Milli Güvenlik Kurulu’nda durum değerlendirilmesinde bulunuldu. MGK toplantısında, darbenin Albaylar Cuntası tarafından yapıldığı, ENOSİS ilan edilerek adanın Yunanistan’a katılacağı görüşüne varılarak, ulusal çıkarların gözetilmesi amacıyla Başbakan Bülent Ecevit’e tam yetki verilmesi kararlaştırıldı. Bakanlar Kurulu, MGK’nin kararı doğrultusunda hareket ederek Kıbrıs’a askeri müdahale kararı aldı. 16 Temmuz sabahı, Başbakan Ecevit, Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar ve kuvvet komutanlarına, müdahale konusunda gerekli yazılı emri verdi. Aynı gün Büyük Britanya ise olayın NATO aracılığıyla çözümlenmesinin doğru olacağını belirtti. Oysa, üç garantör devletten biri olan Büyük Britanya’nın Türkiye ile ortak harekete geçmesi gerekiyordu. Ecevit, İngiliz yetkililerle görüşmek için Londra’ya gitti (17-18 Temmuz). Görüşmelerde, ortak müdahale ya da Türkiye’nin kendi başına harekete girişmesi durumunda, adadaki İngiliz üslerinden yararlanılması önerisinde bulunuldu. Her iki öneri de reddedildi. Bu sırada, Londra’ya gelen ABD Dışişleri Bakanı Henri Kissinger’in yardımcısı Joseph Sisco, Ecevit’e, ABD’nin kesinlikle müdahalenin karşısında olduğunu, Atina ile Ankara arasında arabuluculuk yapabileceğini bildirerek Atina’ya geçti.

Ecevit, 19 Temmuz’da Ankara’ya döndü; aynı gün Atina’dan gelen Sisco’nun, somut bir çözüm getirmemesi üzerine, 20 Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başlatılması kararlaştırıldı. 20 Temmuz 1974’te, Girne kıyılarına başlatılan çıkarma harekâtı, İkinci Ordu Komutanlığı tarafından gerçekleştirildi. İlk gün, Girne sırtlarında Beşparmak Dağları’na mevzilenmiş bulunan Rum Muhafız Birlikleri ve Yunan askeri güçlerinin şiddetli direnişi sonucu kanlı çarpışmalar oldu. Çıkartma Birliği Komutanı P. Alb. İ. Karaoğlanoğlu şehit düştü. Çıkartma hedefine ulaşmakla birlikte, 15 bin kişilik Rum Muhafız Birlikleri, Kıbrıs Yunan alayı ile Lefkoşa yakınında işbirliğine girişerek Türk Alayı’nı çevirmek istedi. 20 Temmuz gecesi boyunca süren harekât, 21 Temmuz sabahı Mersin’den gelen asker, araç-gereçlerle bir ölçüde Türk Ordusu’nun lehine döndü. 21 Temmuz akşamı, Beşparmak Dağları’ndaki Rum mevzileri susturularak aşıldı. Yunan Cuntası’nın Kıbrıs’a bir savaş filosu gönderdiği istihbaratını değerlendiren Türk Genelkurmayı, hemen Adatepe, Kocatepe, Fevzi Çakmak muhriplerini, Yunan güçlerinin karaya çıkabilecekleri Baf açıklarına hareket ettirdi; jetlerimize de Yunan savaş gemilerinin bombalanması komutu verildi. Ancak, deniz kuvvetlerimizle hava kuvvetlerimiz arasındaki eşgüdümde oluşan bir iletişim yanlışlığı sonucu, jetlerimiz Kocatepe Muhribi’ni Yunan savaş gemisi sanıp bombalayarak batırdı. 3 subay, 14 astsubay, 37 erimiz şehit düştü. Yine çıkarmanın ikinci gününde, stratejik öneminden dolayı, Lefkoşa Havaalanı’nı almak isteyen Türk birlikleriyle BM Barış Gücü arasında çatışma olasılığı baş gösterdi. Türk Hükümeti’nin uyarısıyla bu durum önlendi. BM Güvenlik Konseyi’ nin 21-22 Temmuz günleri aldığı 353-354 sayılı ateşkes kararı ve uyulması çağrısını kabul eden Türk Hükümeti, bu çağrıya uyarak harekâtı durdurma kararı aldı. Harekât Kıbrıs’ta Sampson’un Yunanistan’da Albaylar Cuntası’nın devrilmesine yol açtı; Paris’te sürgünde bulunan eski başbakanlardan Karamanlis, ülkesine dönerek demokrasiye geçiş için kurulan hükümetin başına getirildi. 25 Temmuz 1974’te, Türk Dışişleri Bakanı Turan Güneş ile Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Movros, İngiliz Dışişleri Bakanı J. Callahhan Cenevre’de görüşme masasına oturdular (25-30 Temmuz).

30 Temmuz’da, BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararını onaylayan üç garantör devlet, 8 Ağustos’ta yeniden bir araya gelme ve BM Barış Gücü tarafından oluşturulacak bir tampon bölgenin her iki yanma yerleştirilecek Türk ve Yunan askeri güçlerinin durumunun görüşülmesi konusunda anlaştı, ikinci tur görüşmelerde (8-14 Ağustos), sonu bir sonuç alınamadı; Barış Harekâtı sonrasında Türk birliklerinin içinde bulundukları stratejik konumun sağlıksızlığı göz önüne alınarak, Magosa-Lefkoşa-Erenköy çizgisine ilerleyerek amacına ulaşan harekât, BM Güvenlik Konseyi’nin de ateşkes çağrısına uyularak durduruldu. İki harekât sonucunda, adanın % 38.5’i Türk güçlerinin denetimine girdi.

Bunu paylaş !

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn