BİR ZAMANLAR MAZİYE BAK...

Köyümüzün bu günleri ile geçmişindeki o acı-tatlı günleri bir hatırlamaya çalıştığımda, aslında unuttuğumuz o kadar çok şey var ki diye düşünüyorum. Genel olarak köye ve köydeki ulaşım-ulaştırma konusundaki zorluklara katılmamak mümkün değil. Eskiden arabasız oluyordu, çünkü kimsenin arabası yoktu, şartlar herkes için eşitti. Ancak şimdi durumlar değişti. Karakaçanların anırdığı ecdat topraklarında yazları, içinden çıkıp gurbette soluğu alan bir iki yada üç kuşak yurdum insanı, kendinin artık bir baltaya sap olduğunun ekonomik göstergesi saydığı gıcır gıcır arabası ile görürsen sakın şaşırma...

Aslında köy de eski köy değil. Hani o çocukluğumuzun eksi, viran, elektriksiz susuz ama bir o kadar doğal, sessiz kendi halindeki eski köy yok artık... insanların iş telaşıyla, bizim gibi yazlıkçı değil de yaz kış köyde kalan insanların, kışlık kıyafetlerin, liderlerinin portre karikatürleri ile süslü köy odasının yerinde harbiden yerler esiyor bu gün... Kazakların, yeleklerin, zıbınların**, yıktık-pırtık ceketlerin içinde, ayakta kara lastik, yıktık-delik kirli de olsa mutlaka çoraplı, ağızda olmazsa olmaz cigara, Ağustos'un 40 derece sıcağında iş telaşıyla kan-ter içinde oraya buraya koşturduğu günleri bulmak imkansız artık. Belki de çocuk gözü ile bakmalı her şeye...

Muhtar Cıddırı Memet, Kaymazlar, Rafıklar, Mısıllılar, Akmanlar, Çolak Emineler, Gözel Fatişler, Koca ya da Kaba Memetler, Misligilin Yaşarlar (örnek uzar da uzar, ben sadece aklıma gelenleri yazdım) arkalarına bile bakmadan çekip gittiler bu alemden. Çörçil Ahmet'in dükkanı kapalı, kendi sağ olsa da... Duvarlarına Halit abinin (Halit Dikmen), dönemin siyasi çeşmelerin, yani pınarların çoğunda su akmıyor olmasına rağmen, aşağı köye ait yollar sudan-çamurdan geçilmiyor. Bağı bahçesi bozulmuş memleketin, yemiş yiyeceğin bir ağacı bile yok neredeyse... Yakında mikrop saçmaya başlayacak çayın suyunu, tatsız tuzsuz da olsa çocukken içerdik Döneğen denilen yerde... Bu arada Döneğen gençlerin, Kavlağan da çocuk-kopil takımının yüzdüğü ya da oranın ağzıyla yıkandığı yerlerdi. Öyle herkes çaya giremezdi Döneğende... Vukuatlı, bir  kaç kişinin canını almış bu lanet yerde yüzmek için tabiri caizse "yürek" isterdi... Balık tutmak ayrı bir sanattı, serpme mi germe ağ mı daha iyi yoksa balık otu mu kullanmalı? "Yav Kelağnın Amet elle tutuyo" diyalogları sürer giderdi... Arada bir de "filancanın oğlan dinamit atmış bilmem kaç hey (kefe) balık tutmuş" geyikleri sürer giderdi. Hele burada yüzmek bir yana bi de dalıp bilmem kaç metreden kum çıkarmak ise başlı başına bir rekordu ve köy çalkalanırdı ilgili jenerasyon arasında...

Çocukken, Bayramören'e babamın peşine takılıp pazara gitmeye bayılırdım. Portakallı ya da sade bir gazoz garanti olurdu. Pazarın girişindeki, civar köylerden gelen köylünün atını, eşeğini bağladığı yerlerde ne çok hayvan olurdu. Sayardım sayardım bitiremezdim. Yer sahipleri, hayvan sahiplerinden para alıyorlarmış! Otopark gibi... Yeni öğrendim bunu da... Şimdi ne doğru dürüst pazar oluyor ne de ahali... Traktörlerle (motor) sabahın köründe gidilen Kurşunlu Salı Pazarları ise; bambaşka bir maceraydı.

Ormanı bile eskisi gibi değil... Kesile yontula ufacık kalmış... Çocukken çok engin, kasvetli ürkütücü gelirdi bana, anlatılan hikayeler uydurmalarla beslenen müthiş bir korku duyardım... Mantarı yok, bükü yok, iki kıytırık tavşan, bir iki ihtiyar kaplumbağa dışında vahşi hayvan yok... Dut dibi denilen yerde ise ararsan bulursun dutu... İki büyük yangınla aşağı köy tüm hatıralarla beraber silindi gitti. Kimliksiz yukarı köyde ise durum bildiğiniz gibi, vakit geçirmeye çalışan insanlar, eken-biçen yok, herkes atıl vaziyette vakit öldürüyor. Kuşlar böcekler terk etmiş memleketi yiyecek bir şey olmayınca... Suyu eski su değil, tatsız. İnsanı eski insan değil... Dedikoducu, nerde bir ağaç gölgesi varsa, bira kutuları çöpler şu bu... Bir tek tertemiz havası kalmış, gitmezden önce duyduğum onca sevince heyecana değmiyor... İki, bilemedin üçüncü günde sıkılıyorum hemen... ama itiraf edeyim eve döner dönmez yine oraları özlüyorum...

Çektiğim üç-dört kaset köy görüntüleri ile avunmaya çalışıyorum... Ne yapayım ben böyleyim...

Sizdeki foto arşivi sanırım kimsede yoktur. Bu site vesilesi ile herkesle paylaşmış olursunuz. Fazla uzattım galiba... Şimdilik selamlar, saygılar,

Yücel UMAR

Bunu paylaş !

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn