BİR DALKOZ'DAN BİR DALKOZA...

            Dedem Şevki Özkan’dan bizlere yadigar kalan Dalkoz’ daydım, Temmuz ayının ilk haftası. Çok uzaklarda geçen yılların uzunluğuyla büyüdü içimdeki orada olabilme özlemi. Yakınlık heyecan elbisesini giydirdi özlemlerime. Doruktan aşağı doğru indikçe, hafızamın derinliklerine perçinlenmiş tutsak hasretler; gözlerimi kaplayan renklerden yayılan tarifsiz ışıklarla, ciğerlerimi dolduran kokuların benzersiz aromasıyla hapis oldukları mahzenlerden kurtulup sevinç oldular.

            Bir çok şey hatırladığım gibiydi. Bu devasa vadinin doruklarına oturmuş, her an yağmaya hazır bekleyen gri yağmur bulutları, karşı yakaya serpilmiş irili ufaklı komşu köyler, sessiz bir yılan gibi gizli gizli kıvrılarak akan Melan çayıyla, rengi eskiye oranla bir hayli yeşile çalan yıpranmış, eski bir fotoğraf gibiydi gözlerimi büyüleyen manzara. Odun ateşi üzerindeki kızgın saçta pişirilen köy ekmeğini, içine taze fasulyeyi, domatesi dürüm ettiğim gözlemeyi, baklavadan daha çok sevdiğim pıtı’yı, tadından çok kokusunu hatırladığım bahçe domatesini, yerini pek hatırlamadığım, damladığı yerden rengi çıkmayan kara dut’u, kızılcık suyundan yapılan kan rengi şerbeti, sarısı olgun kayısı renginde olan köy yumurtasını özlediğimi hatırladım, Melan dönemecine geldiğimde.

            Dalkoz’ a varınca yaptığım ilk iş Doğan Duman’la beraber; aşağıda yeşilin içine gizlenmiş yasak bir utanç gibi saklanarak yaşamaya terk edilmiş gerçek Dalkoz’u ziyaret etmek oldu. Nedense, Dalkoz denince aklıma bu ölüme terk edilmiş köy geliyor. Onu, kendini saklayarak yaşamaya mahkum bırakılmış bir yetime, bir öksüze benzetiyorum. Bakmayın benim ölüme terk edilmiş köy dediğime, yerine beton ve plastiğin tercih edildiği o eski evlerin büyük bir çoğunluğu her türlü horlanmaya ve nankörlüğe inat, kendilerine harcanan el emeğine ve göz nuruna saygıyla besliyorlar temellerini. Şehirlerden taşıdığınız beton ve tuğla zevksizlikleriniz yıkılır yok olur ama biz biz ayakta kalırız diye bağırıyorlar aşağıdan yukarıya. Bir Dalkoz'dan, bir garip Dalkoz'a. Gerçek Dalkoz'dan, biraz Gülveren'e, biraz Maltepe'ye benzeyen adı güzel kendi bir garip Dalkoz'a...

Gökhan Özkan Ağustos- 2004

 

Bunu paylaş !

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn